
Fizikçilere göre evrenin doğuşundan kalan ve “kozmik sicimler” adı verilen gizemli yapılar, yalnızca Büyük Patlama’nın sırlarını değil, teorik olarak zaman yolculuğunun mümkün olup olmadığını da aydınlatabilir.
Kozmik sicimler, evrenin 13,8 milyar yıl önce aşırı sıcak ve yüksek enerjili halinden bugünkü daha düşük enerjili yapıya geçerken uzay-zaman dokusunda oluştuğu düşünülen kalıntılar. Bilim insanları onları, hızla genişleyen deride oluşan çatlaklara ya da donan buzun içindeki kırıklara benzetiyor.
Söz konusu kalıntıların proton kadar ince, inanılmaz derecede yoğun ve ışık yılları boyunca uzanabilen yapılar oldukları öngörülüyor.
ZAMAN YOLCULUĞU FİKRİ NEREDEN GELİYOR?
Tufts Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Ken Olum, iki paralel ve sonsuz uzunluktaki kozmik sicimin birbirinin yanından geçmesi halinde, uzay-zamanın bükülerek “kapalı zaman benzeri eğriler” oluşturabileceğini söylüyor. Bu tür bir eğri, teoride bir kişinin uzayda belirli bir yolu izleyerek yola çıktığı andan daha erken bir zamana geri dönmesini mümkün kılabilir.
Bu fikir ilk olarak 1991’de Princeton Üniversitesi’nden fizikçi J. Richard Gott tarafından ortaya atıldı. En dikkat çekici nokta ise, bu tür zaman döngülerinin, Einstein’ın genel görelilik denklemlerinin kabul ettiği matematiksel çözümler arasında yer alması. Yani mesele bilim kurgudan ibaret değil; en azından teorik olarak fizik yasalarına aykırı değil.
NEDEN HALA ZAMAN MAKİNEMİZ YOK?
Ancak Olum’a göre heyecanı fazla abartmamak gerekiyor. Öncelikle böyle bir senaryonun çalışması için ışık hızına yakın hareket gerekiyor ki, bu da bugün bildiğimiz fizik ve enerji üretim yöntemleriyle neredeyse imkansız. Ayrıca Gott’un modelinde sicimlerin “sonsuz uzunlukta” olması şartı, pratikte büyük bir çıkmaz yaratıyor.
“Kimse sonsuz uzunlukta bir şey inşa edemez” diyen Olum, bu yüzden modelin birebir uygulanabilir olmadığı görüşünde.
YİNE DE UMUT TAMAMEN BİTMİŞ DEĞİL
Cornell Üniversitesi’nden emekli fizik profesörü Henry Tye ise kozmik sicimlere, diğer zaman yolculuğu fikirlerine (örneğin solucan delikleri) kıyasla daha sıcak bakıyor.
“Zaman yolculuğu olası görünmüyor, ama tamamen imkânsız da demem” diyen Tye, özellikle ışık hızını aşma gibi fikirleri kabul etmekte zorlandığını, ancak geçmişe yolculuğun teorik olarak hala tamamen dışlanmadığını söyledi.
KOZMİK SİCİMLER GERÇEKTEN VAR MI?
Tüm bu tartışmaların kilit noktası ise şu: Kozmik sicimler henüz doğrudan gözlemlenmedi. Ancak bilim insanları, bu konuda umut verici ipuçlarına sahip.
Kuzey Amerika Nanohertz Yerçekimi Dalgaları Gözlemevi (NANOGrav), milisaniyelik pulsar adı verilen yıldızların sinyallerindeki küçük sapmaları inceleyerek uzay-zamandaki titreşimleri ölçüyor. 2020’de tespit edilen bir sinyal, kara delik kaynaklı yerçekimi dalgalarına benzemediği için dikkat çekmişti.
Olum’a göre bu sinyal, “kozmik süpersicimler” ile uyumlu olabilir. Bu yapılar, sicim kuramından türeyen ve evrenin çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu öne süren teorilerle bağlantılı.
Eğer gelecekte NANOGrav ya da 2034’te fırlatılması planlanan uzay tabanlı gözlemevi LISA, kozmik sicimlerin varlığını doğrularsa, bunun etkisi devrimsel olabilir.