Şu an piyasalarda garip, bir o kadar da heyecan verici bir durum var. Altın zirveleri zorlarken, bakır ve diğer endüstriyel metaller de peşinden gidiyor. Peki, piyasa bize ne anlatmaya çalışıyor? Bir resesyon mu bekliyoruz, yoksa büyük bir büyüme atağı mı?
Eğer bir resesyon kapıdaysa, yatırımcı altına sığınır ve bakır fiyatları çakılır. Ancak 2026 yılına geldiğimizde, bu “tahterevalli” kuralının çöktüğüne şahitlik ediyoruz.
Altının son dönemdeki yükselişini sadece “savaş ve kriz” parantezine almak büyük bir hata olur. 2026 itibarıyla altına olan talep, artık daha yapısal bir sorundan besleniyor yani küresel rezerv para birimlerine duyulan güvensizlikten.
Merkez bankaları, özellikle Doğu blokundaki ülkeler, rezervlerini dolar ve euro gibi kağıt varlıklardan hızla fiziki altına kaydırıyor. Enflasyonun yapışkan hale geldiği ve borç krizlerinin kapıda beklediği bir dünyada altın, risk taşımayan tek varlık olarak parlıyor. Dolayısıyla altın, bir resesyonu değil, mevcut finansal mimarinin yorgunluğunu fiyatlıyor.
Öte yandan bakırın yükselişi, bildiğimiz eski usul inşaat büyümesinden kaynaklanmıyor. Artık sahnede “Yeşil Ekonomi” ve “Yapay Zeka” var. Dev veri merkezleri, elektrikli araç şebekeleri ve yenilenebilir enerji altyapısı, bakıra olan talebi bir zorunluluk haline getirdi. Yani dünya ekonomisi yavaşlasa bile, teknolojik dönüşümün metal açlığı azalmıyor.
Özetle piyasadaki fiyatlama; “Gelecekte ne kadar büyüyeceğimizden emin değiliz (Altın al), ama ne olursa olsun elimizde yeterli hammadde olmayacak (Bakır/Endüstriyel metal al).” formülü üzerinden ilerliyor.
Gümüş köprü pozisyonda
Bu karmaşanın en net okumasını gümüş veriyor. Hem kıymetli bir metal hem de kritik bir sanayi bileşeni olan gümüş, adeta bu iki zıt kutbu birbirine bağlıyor. Gümüşün sert yükselişi, aslında bu “çelişki” dediğimiz durumun yeni normalimiz olduğunun en büyük kanıtı.
Gümüş, bir ayağıyla altının finansal güvenliğine, diğer ayağıyla sanayinin ihtiyaçlarına basıyor. Bu metallerin agresif performansı, piyasanın aslında bir seçim yapmadığını, her iki senaryoya (korunma + dönüşüm) aynı anda yatırım yaptığını gösteriyor.
Sonuç olarak;
Merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne girmesiyle piyasaya giren ucuz para, getiri arayışıyla tüm emtia gruplarına saldırıyor. Diğer yandan madenler için konuşulan arz yetersizliği endişeleri de fiyatları yukarı yönde etkiliyor.
Artık “altın artıyorsa işler kötüdür” veya “bakır artıyorsa her şey yolundadır” diyemiyoruz. 2026 ekonomisi bize parasal sisteme olan güvensizlik ile teknolojik dönüşüme olan mecburiyetin aynı anda fiyatlanabileceğini söylüyor.
Yatırımcı için bu durum, portföy sepetini sadece “kriz” veya “büyüme” üzerine değil, dönüşüm üzerine kurması gerektiğinin bir işareti.